İsrail’in soykırım silahlarının müşterileri – Richard Silverstein

İsrail sadece vahşi bir askeri işgali gerçekleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dünya çapında soykırımcı rejimlere silah desteği sağlıyor

Bir Rohingya Müslüman mülteci çocuk 30 Ekim 2017’de bot Bangladeş yakınlarındaki Shah Porir Dwip’e ulaştıktan sonra babası tarafından kucağında tutuluyor. Fotoğraf: Kevin Frayer

Geçen birkaç yıl içinde insan hakları avukatı Eitay Mack’ın önderlik ettiği dokuz kişilik İsrailli bir grup İsrail’in dünyanın en kötü soykırımcı rejimleriyle birlikte çevirdiği işlerin üstündeki gizlilik katmanını aralamaya çalıştı. Grup bunu ülkelerinin savunma bakanlığına bilgi edinme hakkı başvuruları yapıp İsrail’in silah ticareti, danışmanlık anlaşmaları ve Sri Lanka, Myanmar, Sırbistan, Güney Sudan ve Ruanda’da etnik çatışmaların devam ettiği on yıllar boyunca silahlı güçlerin eğitimleriyle ilgili belgeleri talep ederek yaptı. Ticaretin boyutlarını, hangi silahların kimlere verildiğini, nasıl kullanıldıklarını ve silah ticaretinin ne zamana kadar sürdüğünü öğrenmeye çalıştılar.

Bakanlık her seferinde taleplerini reddetti, onlar da Yargıtay’a başvurmak zorunda kaldı. Her başvuruda, mahkeme ordunun tarafını tutup bu bilginin ulusun güvenliğini korumak için meşru olarak kamuoyundan saklandığına karar verdi.

İsrail’in 1990’larda Ruandalı katilleri silahlandırdığı bilgisi ulusal güvenliğe nasıl bir zarar verebilir, anlamak zor. Bunun açığa çıkarılması, daha büyük ihtimalle, İsrail’in itibarına zarar verecek, uluslararası hukuk ve normları ihlal etmeyi âdet edinmiş bir haydut devlet olduğunu ileri süren muhaliflerinin de eline koz verecekti.

Devleti Korumak

Bireysel hakların ve toplumsal bilgi edinme hakkının askeri ve istihbarat aygıtlarının çıkarlarına tabi kılındığı bir ulusal güvenlik devleti olan İsrail’de bu iki faktör genellikle birbiriyle karıştırılır. Gizliliğe devleti ve vatandaşlarını koruma düşüncesini kullanarak gerekçe bulmak, gizliliğin tam da bunları korumakla görevli güvenlikli aygıtının itibarını koruma amaçlı olduğunu itiraf etmekten çok daha kolaydır.

İsrail, soykırım ve kitlesel şiddete bulaşmış ülke ve grupları gizlice silahlandırdığını ileri süren iki önemli raporu yakınlarda sansürledi. İlki İsrail’in Sri Lanka’daki Sinhali güçlerine silah satışının açıklanmasına izin verilmesi için yine Eitay Mack’ın Yüksek Mahkeme’ye yaptığı başvuruyla ilgiliydi. Bu güçler 30 yıl boyunca süren ve 2009’da sona eren ve yaklaşık 40 bin ila 75 bin sivil ve savaşçının öldüğü iç savaşta Tamil Kaplanları isyanını imha yoluyla bastırmıştı.

Mack bu 30 yıllık iç savaşın en kötü katliamlarının bazılarında İsrail silahlarının oynadığı rolü şöyle anlatıyor:

İsrail Devleti Sri Lanka’da işlenen savaş suçlarında ve insanlığa karşı suçlarda en etkili rolü oynadı. İsrail yapımı uçaklara ve savaş gemilerine yol gösteren insansız hava araçları sağladı, bunlar da kasıtlı olarak sivilleri ve sivil yerleşim alanlarını hedef alıp bombaladı ve savaşın kaderini son derece yüksek bir insani bedelle belirlemiş oldu. Bu suçları işleyen Sri Lanka güçleri İsrail polisinin yanı sıra IDF’ten (özellikle hava ve deniz kuvvetlerinden) eğitim almışlardı.

İsrail menşeli Kfir uçaklarının kullanıldığı en çok bilinen olaylardan biri 14 Ağustos 2006’da gerçekleşti. Sri Lanka Hava Kuvvetleri, Kfir uçaklarını içinde 400 kız çocuğu … bulunan bir kız yetimhanesini bombalamak için kullandı. Güvenlik güçleri içerideki kızların Tamil Kaplanları gerillası olmak üzere eğitim gördüğünü ileri sürdü. Yaklaşık 60 kız olay yerinde ölürken onlarcası yaralandı. Daha da öncesinde, 1999’da, bir başka İsrail savaş uçağı bir okula saldırıp 21 öğrenci ve öğretmeni öldürmüştü.

Sri Lanka hükümeti ve üst düzey yetkilileri savaş süresince ve sonrasında, hem medya röportajlarında hem de resmi açıklamalarında İsrail güvenlik ihracatının ayrıntılarını tekrar tekrar [açığa vurdu]- ne boyutta olduğunu ve savaşı kazanma çabalarında ne kadar çok kullanıldığını. Tekrarlanan açıklamalarda her saldırı öncesinde İsrail İHA görüntülerinin izlendiğinin [kabul edilmesi] Sri Lanka hükümetini suçlu çıkartıyor, sivillerin ve sivil hedeflerin devletin güvenlik güçlerinin tam farkındalığıyla kasten vurulduğunu kanıtlıyordu.

Bölge Mahkemesi Yargıcı Şaul Şohat İsrail Savunma Bakanlığı’nda bulunan bu belgelerin kamuoyundan saklanabileceği hükmünü verdi. Ama yargıcın argümanları güvenlik aygıtının iç işleyişini, yargıyla ve istihbarat servisleriyle nasıl içli dışlı çalıştığını ortaya çıkardı. Savunma Bakanlığı yetkililerinden bakanlık avukatlarına ve hatta İsrail milli istihbarat servisi Mossad’a kadar, devletin temsilcileriyle Mack’ın alınmadığı kapalı duruşmalar yapıldığı ortaya çıktı.

Bu duruşmada, devlet yargıca onu bu bilgilerden herhangi birinin açıklanmasının devlete onarılamaz zararlar vereceğine inandırmayı amaçlayan gizli deliller sundu. Şohat savunmayı emir almışçasına kabul etti ve kararın aşağıdaki bölümünde şöyle yazdı ( Savunma Bakanlığı’nın ört bas etmeye çalıştığı pasajlardan biri aşağıda italik yazılmıştır):

Bu belgeleri tekrar gözden geçirince anladım ki belgelerin çoğu IDF’in harekât yeteneklerini, çeşitli anlaşmaları ilgilendiren güvenlik endüstrisi kollarını ve bunların Sri Lanka’daki askeri endüstriyle bağlarını ele alıyor. Belgeler mesele hakkında hem üst düzey güvenlik yetkilileri arasındaki iç tartışmaları hem de yetkililerle Sri Lanka devletinin üst düzey yetkilileri arasındaki tartışma ve anlaşmaları içeriyor, özellikle de güvenlik politikalarının oluşturulması hususunda; çalışma prosedürleri, Savunma Bakanlığı’ndaki iç süreçler, karşılıklı ziyaretler, imzalanan anlaşmalara ve silah ihracatının boyutlarına dair, çeşitli silah türlerinin belirtilmesini de içeren veriler vb.

Ayrıca Sri Lanka’yla bir gizlilik anlaşması olduğu ve İsrail tarafından gizliliğin ihlal edilmesinin İsrail’in diğer ülkelerle ilişkilerini de etkileyecek sorunlu bir örnek yaratabileceği, var olan gizli anlaşmalara zarar vereceği ve başka devletleri [İsrail’le] yeni askeri anlaşmalar yapmaktan vazgeçirebileceği belirtildi. Bu bağlamda Sri Lanka anlaşmayla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyerek belirli ad-hoc bilgileri yayınlamış olsa da, bunun İsrail Devleti’nin anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini azaltmadığı ileri sürüldü.’’

İsrailli gazeteci John Brown Haaretz’te Şohat’ın kararına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Bundan kısa bir süre sonra fark etti ki Savunma Bakanlığı’nın askeri sırları koruma bölümü, MALMAB, hâkimden Şohat’ın kararının bir kısmını -Brown’ın da yazısında bahsettiği kısmı- sansürlemesini istemiş. Bakanlığın asıl düşündüğü, Mossad temsilcilerinin hâkimi İsrail silahlarının Sri Lanka’ya satıldığı hakkındaki yayınlara sınır getirmeye teşvik ettiğinin ortaya çıkmasını engellemekti. MALMAB ayrıca silah satış anlaşmalarının gizlilik özelliğine dair haberleri de engellenmeye çalışıyordu. Anlaşmaların gizli tutulmasını (Sri Lankalı yetkililer daha sonra kamuoyuna açıklamış olsa da) iki taraf da kabul etmişti.

Brown makalenin sansürlenmesi durumunda başkaları tarafından korunup saklanması için Facebook’tan çağrı yaptı. Makale Haaretz web sayfasında sansürsüz okunabilir durumda kaldığına bakılırsa, demek bir ulusal güvenlik devletinde bile sansürcülerin önüne engeller çıkabiliyor.

İsrail sansürcülüğünün böyle bir bilginin ortaya çıkmasındaki aşırı hassasiyetinin bir başka nedeni belki de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in “Koruyucu Hat” adını verdiği 2014’teki Gazze’yi işgal harekâtındaki uygulamalarıyla ilgili ön soruşturma sürecinin başladığını duyurmuş olmasıydı. Bir aydan uzun süren çatışmalarda 2300 Filistinli öldürülmüştü ki bunların üçte ikisi Birleşmiş Milletler’e ve bağımsız Filistinli insan hakları gruplarına göre sivildi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi önsoruşturma sürecinin başladığını bu yıl başlayan, Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’nün ortasında duyurdu. Yürüyüşlerde ablukayı protesto eden yaklaşık 200 Gazzeli İsrail tarafından öldürüldü. İsrailli yetkililer başka çatışmalarda soykırıma yataklık ettiklerine dair herhangi bir delilin uluslararası mahkeme önündeki iddiaları güçlendireceğinin farkındalar.

Sri Lanka’ya dönersek, İsrail Ordusu’yla Sri Lanka Ordusu arasındaki çok yakın ilişkiler göz önüne alındığında, katliamdan sorumlu genel kurmay başkanının ordudaki görevi bittikten sonra Sri Lanka’nın İsrail büyükelçiliğine atanmasına şaşmamalı.

Dünyanın en büyük yedinci silah ihracatçısı

Sri Lanka İsrail’in pek çok silah müşterisinden sadece bir tanesi. İsrail dünyanın en büyük silah ihracatçılarından birisi.

İsrail dünyadaki en büyük yedinci silah sistemleri ihracatçısı, 350 milyar dolarlık GSYH’siyle dünyada 32. sırada. Bu demek oluyor ki ülkenin silah endüstrisi ekonominin ihracat motorlarından biri değil ama İsrail’den çok daha büyük ekonomilere sahip büyük silah ihracatçısı ülkelerde olduğundan çok daha önemli bir oynuyor.

Silahlanma endüstrisi İsrail ile sınır komşuları arasında devam eden çatışmalarla güçleniyor. Düşmanlarının ölüm ve acılarını azamileştiren, dünyanın en gelişmiş silahlarını geliştiriyor, test ediyor ve teslim ediyorlar. Sonrasında ise dönüp, sadece silah sistemlerini değil neden olduğu acıyı da ihraç ediyor.

Gerçekte İsrail’in Ortadoğu’yu işgalleriyle, suikastleriyle, hava saldırılarıyla ve sürekli hale gelen sınır ötesi operasyonlarıyla istikrarsızlaştırdığı gibi müşterilerine kendi rakipleri ve düşmanlarına maksimum zarar verme kapasitesini sunuyor. Bu İsrail’i dünyadaki ülkeler arasında istikrarsızlaştırma konusunda en büyük güç haline getiriyor.

İsrail, tüm silah satışının yarısını Keşmir’i illegal bir şekilde işgal etmiş bulunan Hindistan hükümetine yapıyor. Aynı zamanda İsrail Hindistan’ın en büyük silah tedarikçisi de.

İsrail’in dünyanın en büyük silah satıcısı olarak nasıl bir işlev gördüğünü anlamak için diğer önemli müşterilerini de incelemeye değer.

Duterte İsrail silahları için alışverişe geldiğinde

Geçen yaz, Filipin savaş suçlusu başkanı Rodrigo Duterte, İsrail’e bu ülkenin en gelişmiş silahlarını almak üzere bir anlaşma imzaladığı, oldukça başarılı bir ziyaret gerçekleştirdi. Duterte sözde uyuşturucu baskınlarıyla on binlerce Filipinlinin katili olmakla suçlanıyor.

Filipin liderinin ziyaret ettiği mekânlar arasında Holokost anıtı Yad Vaşem vardı. Duterte geçmişte kendisini Hitler’e benzeterek Nazi liderine olan hayranlığını da dile getirmişti. Duterte tıpkı Hitler’in Yahudi “vebası”nı ortadan kaldırması gibi kendisini de uyuşturucu vebasını ortadan kaldırmış biri olarak görüyor.

İsrail’in silah endüstrisi söz konusu olduğu sürece “treyf” (Yahudilik’te haram yiyecek) sayılacak kadar acımasız bir diktatör ya da katil bir eşkıya yok gibi görünüyor.

Duterte İsrail’in silah satışındaki sorgusuz sualsiz yaklaşımını övdü. ABD’den bile farklı olarak, İsrail silahların kullanımı konusunda hiçbir kısıtlama getirmedi. Hiçbir soru sormadı ve hiçbir müşterisinden de cevap beklemedi.

Sırp ve Ruandalı savaş suçlularını silahlandırmak

Brown ayrıca 2016’da İsrail’in Srebrenitsa’da binlerce sivili öldürmüş Sırp güçlerin komutanı Radko Mladiç’e silah ve askeri eğitim desteği verdiğini ortaya çıkardı.

Ama bir başka İsrail Mahkemesi 1994 katliamında İsrail’in, yüz binlerce Tutsiyi öldüren Ruandalı milisleri silahlandırdığını kanıtlayan belgesel delillerin ortaya çıkarılmasına karşı çıktı. Ve yine bir mahkeme ülkenin itibarını zedeleyeceği bahanesiyle İsrail’in katliamı kolaylaştırdığı haberinin dünyanın duymaması gereken bir haber olduğuna kanaat getirdi.

Bu haberle İsrail’in itibarı kesinlikle zedelenirdi. Holokost’un ardından kendisini dünyadaki bütün Yahudilerin koruyucusu olarak sunan İsrail Holokost’tan bu yana en kötü katliam anlarına gönüllü olarak katılmıştı. Ama İsrail’in yargıçları askeri – istihbarat aygıtlarının uyarısıyla bu bilginin ulusa zarar vereceğine kanaat getirdi.

İsrail’in savaş gemilerinin yardımıyla Myanmar’ın Rohingya Müslümanlarına yönelik etnik temizlik

Geçen yıl, Myanmar’daki Rohingya Müslüman azınlığa yönelik etnik temizlik sırasında yine avukat Eitay Mack’ın önderlik ettiği eylemci grubu İsrail’in, Myanmar askeri cuntasına silah sattığını, kamuoyunun dikkatine sunmayı başardı. Mahkeme ticaretin durdurulması için müdahale etmeyi hatta verdiği kararın kamuoyuna açıklanmasını bile reddetti.

Ne şans ki bir protesto gösterisinde konuşmacılardan biri kararın sonucunu açıkladı. Ben de, böyle açık olmayan bir durumun mazur görülemeyeceğine inanarak mahkeme kararını ve adamın konuştuğu videoyu yayınladım.

Dünya, daha önce Nobel Ödülü almış bulunan Aung San Suu Kyi’den tiksintiyle uzaklaşırken İsrail onun, Arakan Bölgesi’ndeki bütün köyleri yok edip 500 bin insanı Bangladeş’te mülteci durumuna getiren generallerini kucaklıyordu. Mack’in bu dava üzerine çalışmaları İsrail Ordusu’nun ve silah satıcısı ortaklarının bu türden satışları askıya almasına neden oldu. Ama eğer geçmiş davranışlar bir göstergeyse, taşkınlığın sona erdiği anda ticaret devam edecek demektir.

İsrail Sudan’daki katliama benzin döküyor

İsrail dört yüz bin cana mal olmuş olan çatışmanın iki tarafına da silah satarak Sudan iç savaşına da karıştı.

Mack ve bir grup İsrailli eylemci 2017’de Yargıtay’a, İsrail’in bölgedeki silah satışlarına, savaş suçu oluşturdukları gerekçesiyle son verilmesini talep eden bir dilekçe verdi. Bu vakada, İsrail yapımı Galil ACE tüfekleri Güney Sudan Hükümeti tarafından, iç savaşa yol açan bir katliamda, rakip aşiret üyelerine saldırmak için kullanılmıştı. İsrail aynı zamanda, Güney Sudanlılara düşmanlarının iletişimlerine ulaşmasını sağlayan dinleme teçhizatı yardımında bulunmuştu.

Mahkeme daha sonra silah satışının yasal olduğuna hükmetti.

Kabul etme, sonra sansürleme

Geçen ayın ikinci büyük haberiyse, Jerusalem Post’ta çıkmış olan ve IDF’in, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’ya silah ve teçhizat yardımında bulunduğunu İsraillilere ilk kez teyit eden bir yazının sansüre uğramasıydı. Ben bundan daha önce, İsrail Ordusu’nun bu İslamcı gruplara istihbarat toplayıp, iletişim donanımı sağlayarak fiziki bir şekilde işbirliği yaptığını bildirmiştim. Ayrıca, Golan’da, İsrail işgali altındaki bölgede Suriyeli militanların ailelerinin barındığı bir kamp kurdu. The Wall Street Journal ve Foreign Policy de bu silah alışverişini açığa çıkardı.

Şu ana kadar, İsrail bunu Suriye iç savaşının mağdur ettiği Suriyelilerin iyileştirilmesine katkı olarak sundu ve Suriyeli asilere yönelik olarak, sadece insani ve tıbbi yardımlarından bahsetti. Öte yandan, İsrail kendisinin Suriye savaşında hem nötr hem de hareketlerinde ihtiyatlı olduğu yalanında ısrar etti. İkisi de doğru değil ama bu saf gazetecileri İsrail’in sözlerini papağan gibi tekrarlamaktan da alıkoymadı.

İsrail Suriye hava üslerini, Hizbullah’ın ve İran’ın silah konvoylarını hedef alan yüzlerce sorti gerçekleştirdi. Daha da ileri gidip Suriye içinde, Hizbullah, İran ve Suriye’nin askeri komutanlarına suikastler düzenledi.

Bir IDF (Israel Defence Force/İsrail Savunma Gücü) subayının Jerusalem Post muhabirine bu bilgiyi neden sunduğunu ve daha sonra ordu sansürünün bunu neden geçersiz kıldırdığını ve neden haberin “treyf” olduğunu açıkladığını ve bunu neden sansürlediğini anlamak güç. Anlaşılıyor ki sağ el sol elin ne yaptığından habersiz.

İsrail Suriyeli İslamcılarla bu ittifakları başbakanının; ülkesinin İslamcı terörizme karşı son siper olduğunu, Avrupa topraklarında bu tip terör saldırılarına karşı uyardığı için Batı’nın İsrail’e teşekkür etmesi gerektiğini ve IŞİD ve El Kaide’nin ilk olarak İsrail’i yıkıp daha sonra Batı’yı işgal etmeyi düşündüğü palavrasını atıp dünya turu yaptığı sırada yapıyordu.

Ülkesi İsrail’in çıkarları örtüştüğünde kendi benzeri El Kaide’yle iş birliği yapmaktan imtina ediyormuş gibi görünmüyordu. Çok az sayıda dünya lideri ya da gazeteci İsrail’in bu nihai sinizmine dikkat çekti. İHRA (Uluslararası Holokost’u Anma İttifakı) çağı Büyük Britanya’sının cesur yeni dünyasında bu tür haberler antisemitizm suçlamasıyla karşılanabilir.

[Jocabin’deki İngilizce orijinalinden Mücahit Yıldırım tarafından bdsturkiye.org için çevrilmiştir.]