24 Kasım 2025’te, Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF), sekiz aylık faaliyetinin ardından dağıtım merkezlerini kesin olarak kapattığını ve “acil yardım görevini başarıyla yerine getirerek”, “daha iyi bir yardım sevkiyatı yöntemi” sergilediğini belirtti. Ancak birçok gözlemcinin ortaya koyduğu gibi, bu yardım faaliyetleri, gizli askeri ve jeopolitik hedeflere hizmet etmektedir ve bu durum Filistinlilerin geleceği üzerinde ağır etkiler yaratabilir.

Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) logosu taşıyan, tahta parçalarıyla dolu bir karton kutuyu taşıyan bir Filistinli; Gazze Şeridi’nin merkezindeki Nuseyrat yakınlarında, “Netzarim Koridoru” boyunca uzanan tel bariyerin yanında yürüyor, 10 Ekim 2025. (Fotoğraf: AFP)
Gazze İnsani Yardım Vakfı, Şubat 2025’te Delaware’de, ardından İsviçre’de faaliyet onayı aldı. Mayıs ayında, bazı bölgelerde kıtlık ilan edildiği sırada, kuşatma altındaki Gazze’deki faaliyetlerine başladı. Amacı basitti: Birleşmiş Milletler (BM) ve sivil toplum kuruluşları, yardımları suiistimal edilmeden ulaştıramayacakları için, kendi açıklamasına göre gıda dağıtımında “yenilikçi”, özel denetimler ve dijital takip sistemine sahip bir vakıf, sivillere gıda ulaştırmak için devreye girdi.
BM tarafından desteklenen çok taraflı bir yardım sistemi yerine, Gazze’de 2025 yılında bir dizi vakıf, özel askeri ve güvenlik şirketi ve yatırım fonu kurulduğuna tanık olundu. Bu yapılar “insani” ve “teknik” nitelikli olarak sunuluyor, ancak bunlar aslında ABD-İsrail kontrol stratejisinin bir parçası. GHF kapatılmış olsa da onun getirdiği model hala hayatta. Ve bu model, Gazze’nin gelecekteki siyasi ve ekonomik rejiminin prototipi olabilir.
BM mimarisini ortadan kaldırmak
On yıllar boyunca, Gazze’ye yapılan yardım, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) ve yoğun bir STK ağı etrafında organize edildi. Kusurlu olsa da bu sistem en azından uluslararası hukuka ve BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı (1949) ile resmileştirilen Filistinli mültecilerin statüsünün, dolayısıyla geri dönüş hakkının ilkesinin tanınmasına dayanıyordu. İsrail, uluslararası hukukla güvence altına alınmış ve özellikle UNRWA ve Filistinli mültecilerin statüsüyle somutlaşan Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını ortadan kaldırmak istemektedir.
Trump’ın 29 Eylül 2025’te açıklanan Gazze planı bir yandan bu hedefe uygun olduğu gibi, diğer yandan da Filistinlilerin siyasi geleceğini tamamen ortadan kaldırmaktadır: “Yakın Doğu Rivierası”nın inşasını ve özel ekonomik bölgelerin oluşturulmasını vaat etmekte, ancak karar verme yetkisinin büyük bir kısmını bir “barış komitesi” ve yabancı yatırımcılar konseyine devrederek Filistinlileri yönetilen bir nüfus statüsüne indirgemektedir. Diğer bir deyişle, uluslararası hukuk Filistin halkının egemenliğini onaylarken, bu plan barış ve yatırımlar kisvesi altında Filistin halkının siyasi olarak mülksüzleştirilmesini organize ediyor.
Ekim 2023’ten bu yana, BM’nin mevcut altyapısı sistematik olarak tahrip edildi. İsrail, UNRWA’yı Hamas ile işbirliği yapmakla suçladı ve Gazze’den çıkarılmasını talep etti; birçok bağışçı ülke yardımlarını askıya aldı veya kısıtladı. Buna paralel olarak, yardımların girişi engellendi: mutlağa yakın bir abluka uygulandı, haftalarca geçiş noktalarında bekleyen kamyon kuyrukları oluştu ve giren ürünlere keyfi kısıtlamalar getirildi. Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail hükümeti tarafından “üstlenilmiş” ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden yardım ablukasını belgeledi.
Bu politika, medya saldırıları ile desteklendi: İsrailli ve Amerikalı yetkililer, Hamas’ın yardımların büyük bir kısmını – sözde BM verilerine göre yüzde 87’sini – “zimmetine geçirdiğini” iddia ettiler. Ancak France 24 televizyonunun yaptığı bir araştırmada ortaya çıktığı gibi, Birleşmiş Milletler hiçbir zaman böyle bir rakam açıklamadı ve sahadaki STK’lar, Hamas’ın yardımlara sistematik olarak el koyduğu iddiasını reddederek, gerçekte yaşanan şeyin açlık çeken siviller tarafından veya İsrail ordusunun göz yummasıyla gitgide daha organize olan silahlı çeteler tarafından gerçekleştirilen yağmalamalar olduğunu belirttiler.
Çok taraflı yardım bir kere azaldıktan sonra, geriye sahneyi doldurmak için tek bir aktör kalmıştı. Mayıs 2025’te yayınlanan bir New York Times araştırması, GHF’nin kurulmasının arkasında Mikveh Yisrael Forum’un bulunduğunu belirtiyor: Bu, 2023 sonlarında, BM tarafından yönetilen yardıma ve daha geniş anlamda Gazze’deki Filistin özyönetimine alternatif bir çözüm bulmak amacıyla, Hamas’ın kontrolünü zayıflatmak ve Filistinli militanlar tarafından karaborsa oluşumunu önlemek amacıyla, İsrail ordusu ve siyasetinden üst düzey yetkililer ile iş adamlarından oluşan gayri resmi bir grup. Bu kişiler arasında risk sermayesi yatırımcısı Michael Eisenberg ve strateji danışmanı ve Filistin Topraklarında Hükümet Faaliyetleri Koordinatörü (Cogat) üyesi Yotam HaCohen de bulunmaktadır. Cogat, İsrail ordusunun işgal altındaki topraklarda yürüttüğü sivil faaliyetleri koordine etmekle görevli bir kurumdur. Ayrıca, Aralık 2025 başında Mossad’ın başına atanan Tuğgeneral Roman Gofman ve eski askeri istihbarat subayı ve Cogat üyesi Liran Tancman da bu isimler arasında yer alıyor. Önerileri, yardımların nakliyesini ABD’de kayıtlı ve Cenevre’de bir şubesi bulunan özel bir kuruluşa emanet etmek.
Trial International adlı STK’nın direktörü Philip Grant’e göre:
Her şey, bu yapının insani yardım görünümü altında tescilli, ancak uluslararası insan hakları hukukundan çok uzak, bağımsızlık, objektiflik ve tarafsızlık ilkelerine asla uymayan boş bir kabuk olduğunu gösteriyor.
Askerileştirilmiş bir “insani yardım”
İki milyondan fazla insanın hayatta kalmasını, işgalci güç ve müttefiklerinin etkin kontrolü altında, BM’nin yetki alanı dışında, birkaç güvenli darboğazda gerçekten organize etmek mümkün mü? Birleşmiş Milletler özel raportörleri 5 Ağustos 2025 tarihli bir bildiride buna “hayır” yanıtı verdi ve GHF tarafından dağıtılan yardımın “gizli askeri ve jeopolitik amaçlarla kullanıldığını” belirterek, yapının derhal feshedilmesini talep etti.
Sahada, GHF’nin yapısı birçok insani yardım kuruluşu tarafından eleştirildi. Yüzlerce yerel noktadan yakın dağıtımı yeniden tesis etmek yerine, vakıf Gazze Şeridi’nin güneyinde ve merkezinde, tamamı İsrail’in askeri kontrolü altındaki bölgelerde veya bu bölgelerin yakınında dört dağıtım merkezi kurdu. Siviller, bu merkezlere ulaşmak için cephe hatlarını geçerek veya cephe hatları boyunca kilometrelerce yürümek zorunda kalıyordu.
Güvenlik, Boston Consulting Group adlı uluslararası strateji danışmanlık şirketinin müşterisi olan Safe Reach Solutions gibi ABD merkezli özel şirketler tarafından sağlandı. Bu şirketler, istihbarat ve özel kuvvetlerin eski yöneticileri ile yüksek riskli sözleşmelerle eski askerleri işe alan diğer alt yükleniciler tarafından yönetilmektedir. Bir torba un veya birkaç konserve kutusu için kuyruklar, keskin nişancılar, insansız hava araçları ve zırhlı araçların gölgesinde uzanmaktadır.
Bu durum insanlar üzerinde oldukça yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Birleşmiş Milletler ve UNRWA raporlarına göre, 1.400’den fazla Gazzeli, GHF ile bağlantılı dağıtım merkezlerine veya konvoylara ulaşmaya çalışırken öldürüldü ve 4.000’den fazlası yaralandı. 160’tan fazla uluslararası STK, Gazzelileri “açlık ya da kurşun” arasında seçim yapmaya zorlayan sistemi kınayarak Vakfın kapatılmasını talep etti.
O güne dek yürürlükte olan insani yardım düzeninin bilinçli biçimde tasfiye edilmesi ve gündeme getirilen uluslararası “vesayet” projeleri, Vakfın, kurucularının zihninde yalnızca sözde insani bir amaca değil, bundan çok daha kapsamlı bir hedefe hizmet ettiğini düşündürmektedir: uluslararası idare anlayışı bakımından ortaya sürülmüş bir deneme balonu.
“Yardımdan” uluslararası vesayet projesine
Ekim 2025’te ABC News Australia tarafından yayınlanan sızıntılar, Tony Blair Institute for Global Change tarafından ABD Başkanı’nın damadı Jared Kushner’in yardımıyla imzalanan Gazze Uluslararası Geçiş Otoritesi (GITA) projesini ortaya çıkardı. Bu “çalışma belgesinin” bir kısmı daha sonra ABD’nin Gazze için “barış planı” önerilerine dahil edildi.
Bu metin, geniş yetkilerle donatılmış bir kurum olan “yüksek siyasi ve yasal otorite”yi öngörmektedir ve bu kurum, icra rolünü üstlenen “Filistin Yürütme Otoritesi”ni denetlemektedir. GITA’nın uluslararası konseyi, yabancı milyarderler ve seçilmiş şahsiyetlerden oluşacak ve bölgede “yüksek stratejik ve siyasi otorite”yi kullanacaktır. Bu konsey, bağışçılar için “gerçek finansal getiri” elde etmekle görevli bir yatırım aracının desteğiyle, tüm süreci denetleyecektir. Filistinliler tarafından dillendirilen ve hem Arap basınında hem de Fransız basınında yer verilen eleştiriler, bu mekanizmanın yerel kurumları marjinalleştirdiğini ve Gazze’nin geleceğini, ilgili nüfusa karşı çok az sorumluluğu bulunan veya hiç sorumlu olmayan uluslararası aktörlerin eline bıraktığını vurgulamaktadır.
GITA planının ekonomik bölümü, Gazze’yi kârlı hale getirmek, yabancı sermayeyi çekmek için özel ekonomik bölgeler kurmak ve özellikle yatırımcıları güvence altına almak ve bölge sakinlerini kontrol etmek için tasarlanmış güvenlik düzenlemeleri üzerinde anlaşmakla görevli bir iş adamları ve hayırseverler konseyi olan bir yatırım organına dayanmaktadır.
GHF de bu çerçeveye oturmaktadır: öncelikler, kamu kurumları ya da seçilmiş temsilciler tarafından değil; bağışçılar, taşeronlar ve yatırımcılar tarafından belirlenmektedir. Sorumluluk, Delaware, Cenevre, Tel Aviv ve Washington gibi birden fazla yetki alanına dağılmış durumdadır; bu da Gazze halkının hakları ihlal edildiğinde sorumlu aktörlerin tespitini güçleştirmektedir. Oysa Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, bir işgalci güce nüfusun gıda ve tıbbi bakımını sağlama ve tarafsız insani kuruluşların faaliyetlerini kolaylaştırma yükümlülüğü yüklemektedir. BM uzmanları, İsrail’e ve müttefiklerine, destekledikleri özel bir vakfa bu yükümlülükleri devretmenin kendilerini bu sorumluluktan kurtarmadığını hatırlatmıştır: işgalci gücün sorumluluğu tam olarak devam etmektedir.
Güç teknolojisi
İsviçre’de, TRIAL International adlı STK, GHF’nin Cenevre şubesi hakkında Federal Vakıf Denetim Otoritesi (ASF) ve Federal Dışişleri Bakanlığı’na başvurarak, vakfın vakıflar hukuku ve özel güvenlik şirketleri kanununa uygunluğunun kontrol edilmesini talep etti. Yerel temsilcisinin 7 Mayıs 2025’te istifasının ardından, vakfın İsviçre şubesi ASF’nin kararıyla feshedildi.
Ne var ki GHF’yi yalnızca hukuki bir muamma olarak ele almak yanıltıcı olur. O, her şeyden önce bir güç teknolojisidir. Sürekli bir olağanüstü hâl rejimi altında tutulan, “özel düzenlemelerle” yönetilen bir vesayet biçimine tabi kılınmış işgal altındaki bir toprak parçasının; resmî bir ilhak ya da doğrudan sivil idare yerine vakıflar, kurullar ve güvenlik sözleşmeleri aracılığıyla nasıl yönetilebileceğini göstermektedir. Daha da önemlisi, bu yapı hiçbir zaman egemenlik ve kendi kaderini tayin hakkının olağan kurallarına tabi kılınmamaktadır. Yabancı sözleşmeli personelin hayatta kalmanın teminatı olarak varlığını normalleştirerek Vakıf, Gazze’nin güçlü kamu kurumları yerine yönetim kurulları ve koordinasyon hücreleri tarafından yönetilmesi gerektiği fikrini hem Gazze halkı hem de dünya kamuoyu nezdinde kanıksatabilir.
Yeniden inşa sürecine aktarılan bu mantık, Gazze’yi erişilebilir kamu hizmetleri ve yeniden kazanılan egemenlikten ziyade, “kârlı” projelerden (ücretli otoyollar, lojistik merkezler, kapalı sanayi parkları) oluşan bir yer haline getirecektir.
Kağıt üzerinde Gazze İnsani Yardım Vakfı kapanmıştır. Ancak vakfın denediği rejim, “savaş sonrası” için tartışılan planların merkezinde yer almaya devam etmektedir. Gazze’nin yeni bir tür şirket himayesinin vitrini haline gelmemesi için, işgalci güçlerin yükümlülüklerine bağlı kalması sağlanmalı, sahici kamusal ve çok paydaşlı yapılar yeniden inşa edilmeli ve en önemlisi, Filistinliler kendi geleceklerine ilişkin kararların merkezine yerleştirilmelidir.
[Orient XXI internet sitesinde 18 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan Fransızca orijinalinden Emir Doğan tarafından bdsturkiye.org için çevrilmiştir]






