Filistin BDS Ulusal Komitesi: “ABD–İsrail soykırımcı eksenine karşı net kırmızı çizgiler dayatılmalı”

Filistin BDS Ulusal Komitesi’nin, sözde Gazze “Barış Kurulu”na ilişkin 20 Ocak’ta yayımladığı “ABD’ye karşı yürütülecek küresel direniş dalgası, İsrail’in soykırımına son vermekle başlamalıdır” başlıklı açıklamanın tam metin Türkçe çevirisini paylaşıyoruz.

“Filistin gerçekten dünyanın merkezidir.” – Angela Davis

ABD yönetimi, Filistinlilere dair herhangi bir atfı tamamen dışarıda bırakan bir açıklamayla, Gazze için ABD Başkanı Trump liderliğinde sözde bir “Barış Kurulu”nu tek taraflı olarak ilan etmiştir. Bu kurul, İsrail yanlısı siyasetçiler ve milyarderlerden oluşmakta; İsrail lehine tutumuyla bilinen, Birleşik Arap Emirlikleri’nin otoriter rejiminin etkisi altında bulunan eski bir BM temsilcisini, hukuka aykırı biçimde işgal altında tutulan Gazze Şeridi’nde “teknokratik” bir Filistin komitesini denetlemekle görevli sömürge valisi konumuna getirmektedir. Küresel BDS (Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar) hareketine öncülük eden, Filistin sivil toplumunun en geniş koalisyonu olan Filistin BDS Ulusal Komitesi, İsrail’in devam eden soykırımını normalleştirmeyi, soykırımcı rejimi rehabilite etmeyi ve onu küresel tecritten kurtarmayı amaçlayan bu örtük girişimi şiddetle kınamakta ve reddetmektedir. Yerli Filistin halkı, devredilemez ve vazgeçilmez haklarından asla feragat etmeyecektir.

Kendinden menkul ABD “imparatoru”nun ihtirasları Gazze ile sınırlı değil; Venezuela’ya yönelik saldırgan tutumu, ülkenin doğal zenginliklerini ele geçirme yönündeki süregelen girişimleri ve Grönland’ı işgal etmeye yönelik ileri aşamadaki planları bunu açıkça ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler’in tedrici biçimde tasfiye edilmesi ve yerine kendi “Barış Kurulu”nun geçirilmesi, bu yapı aracılığıyla küresel ihtilaflara “arabuluculuk” yapılması ve daha zayıf devletlere politikaların dayatılması yönündeki aşikar hedefleri, ABD-İsrail ekseninde Gazze için uygulanan senaryonun küresel ölçekte hayata geçirilmesinin hedeflendiğini spekülasyonun ötesinde kanıtlamaktadır. Bu ve benzeri ihlaller, etkili bir “şok ve dehşet” stratejisini izlemekte; ancak yüzeyin altında, tüm bu gelişmeler ABD hegemonyasına dayalı uluslararası sistemin sonunun başlangıcına işaret etmektedir.

Filistin sivil toplumunun, İsrail’in canlı yayınlanan soykırımının daha en başından itibaren uyardığı üzere ve Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun ifadesiyle, “Gazze, hepimizin gözden çıkarılabilir olduğunu öngören ilk deneyden ibarettir.” Uluslararası hukuku fiilen geçersiz kılan Trump’ın sözde “Donroe Doktrini”, eski BM üst düzey insan hakları yetkilisi Craig Mokhiber’in de belirttiği gibi, Gazze “deneyi” olmaksızın mümkün olamazdı; zira “soykırımın dahi bir kırmızı çizgi sayılmadığı bir dünyada, artık hiçbir kırmızı çizgi yoktur.” ABD ve diğer Batılı güçler tarafından silahlandırılan ve desteklenen İsrail’in soykırımı, aşırı sömürgeci şiddet biçimleriyle “güçlünün haklı olduğu” bu yeni dönemi normalleştirmektedir. Avrupa’nın giderek trajikomik hâle gelen eski sömürgeci güçleri dâhil olmak üzere, kendisini güvende sanan herhangi bir devletin yeniden düşünmesi gerekmektedir.

İsrail’in faşist hükümetinin, Trump’ın sözde “Barış Kurulu”nun kendileriyle koordine edilmediği yönündeki alışıldık, önceden kurgulanmış ve artık inandırıcılığını tamamen yitirmiş iddiası kimseyi ikna etmemektedir. Bu kurul, Netanyahu–Trump soykırımcı planının bir parçası olup, görünürde “uluslararası” bir koalisyon aracılığıyla Gazze’nin İsrail rejimi adına denetlenmesini amaçlamaktadır. Söz konusu rejim, işlediği tarifsiz suçlara rağmen Filistin halkını boyun eğdirmeyi veya haklarından vazgeçirmeyi nihai olarak başaramamıştır. Plan, İsrail’e daha az görünür, daha düşük yoğunluklu bir soykırımı sürdürmesi için uluslararası meşruiyet sağlamayı hedeflemekte; bu kapsamda süregelen öldürmelerin yanı sıra yeterli gıdaya, temiz suya, barınmaya, sağlık hizmetlerine ve temel yaşam olanaklarına sistematik biçimde erişimin engellenmesi öngörülmektedir. Nitekim İsrail’in 1948 Nakba’sından bu yana nihai hedefi, mümkün olan en fazla sayıda Filistinlinin etnik temizlik yoluyla topraklarından sürülmesi olmuştur. Bu nedenle, bu sözde “Barış Kurulu”na katılan her devlet ya da birey, soykırım, apartheid ve yasa dışı işgale suç ortaklığı nedeniyle hesap vermek zorundadır.

Bu plan ilk kez Ekim 2025’te açıklandığında ifade ettiklerimizi bir kez daha yineliyoruz:

“Yerli Filistin halkının devredilemez hakları içkindir ve uluslararası hukukta açıkça tanımlanmıştır. Bu haklar; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından aranan herhangi bir akıl dışı soykırımcı, daha adil bir dünyada UCM önünde yargılanması gereken herhangi bir kendini imparator ilan etmiş figür ya da herhangi bir bölgesel despot veya otoriter rejim tarafından ortadan kaldırılamaz… ya da yeniden tanımlanamaz. İsrail’in yerleşimci-sömürgeci, apartheid ve yasa dışı askerî işgal rejiminin tasfiye edilmesi, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ile Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazminat hakları dâhil olmak üzere tüm haklarını kullanabilmesinin zorunlu ön koşuludur.”

ABD’nin emperyal tasarımlarına karşı küresel bir direniş dalgası inşa etmek, insanlık için artık varoluşsal bir zorunluluk hâline gelmiştir; zira bu, bizi mutlak hukuksuzluk, derin insani acılar ve hatta olası bir nükleer savaşın uçurumundan kurtarmanın tek yoludur. Bu da, devletleri “güçlünün hukuku” düzenine anlamlı biçimde direnmeye zorlamak amacıyla dünya genelinde taban hareketleri ve sivil toplumun kitlesel, kesişimsel seferberliğini gerektirmektedir. Ancak herkes artık şunu kavramalıdır ki, insan hakları, demokrasi ve barış gibi tüm iddialı söylemleri eşi görülmemiş biçimde terk eden ABD emperyalizminin mevcut aşaması, ilk olarak Filistinliler üzerinde test edilen doktrin ve mekanizmalara dayanmaktadır. Bu süreç, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımcı “deney” ve bunu “tam bir cezasızlık” içinde gerçekleştirebilmesiyle daha da cesaretlendirilmiştir. İmparatorluğu durdurmak için önce İsrail durdurulmalı ve ciddi biçimde hesap vermeye zorlanmalıdır.

Uluslararası hukukun evrensel olarak uygulanabilmesini sağlamak için, Küresel Çoğunluk’un ABD–İsrail soykırımcı ekseni karşısında net kırmızı çizgiler dayatması zorunludur. Bu, İsrail’in soykırımına son verilmesini ve soykırımın temel nedenleri olan İsrail’in onlarca yıllık apartheid ve yasa dışı işgal rejiminin tasfiyesine katkı sunacak ciddi ve hukuka uygun yaptırımların uygulanmasını gerektirmektedir. Özellikle sömürgecilikle mücadele yetkisine sahip olan ve ABD–İsrail ekseninin politikalarından doğrudan etkilenen ülkeleri temsil eden Bağlantısızlar Hareketi (NAM), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Afrika Birliği, Lahey Grubu gibi devletlerarası oluşumların güçlerini birleştirerek derhal harekete geçmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda BDS hareketi, tüm devletlere aşağıdaki çağrıyı yapmaktadır:

1) Uluslararası hukukun üstünlüğünü ve evrensel bağlayıcılığını beyan edin:

Egemenlik ve kendi kaderini tayin haklarını savunmak üzere saldırganlığa, uluslararası suçlara ve suçlulara karşı kararlı bir tutum alın. Bu, kırmızı çizgilerin yeniden çizilmesini, “Gazze deneyinin” sona erdirilmesini ve soykırım, apartheid ya da açık saldırganlık içindeki haydut devletlerin ve hukuk tanımaz rejimlerin her yerde hesap vermesini sağlayacak emsal adımlar atılmasını gerektirir.

Bu süreç, BM insan hakları uzmanlarının da çağrıda bulunduğu üzere, dünyanın en pervasız rejimi konumundaki apartheid İsrail ile askerî, ekonomik, ticari, diplomatik ve akademik ilişkilerin kesilmesiyle başlamalıdır. İsrail, kuruluşundan bu yana BM Şartı’nı ihlal etmiş, diğer tüm devletlerden daha fazla BM kararını çiğnemiş, daha fazla BM personelini öldürmüş ve daha fazla BM tesisini (en son işgal altındaki Kudüs’te UNRWA merkezini) tahrip etmiştir; BM Şartı’nı fiilen parçalamış ve uluslararası hukukun sistematik yıkımında — kendi “uzmanlık alanında” — başat rol oynamıştır.

2) Trump’ın sözde “barış” kurullarını reddedin, BM’yi ve kurumlarını koruyun ve reforme edin:

“Güçlünün hukuku” çağını geriletmek için BM mekanizmalarını derhal harekete geçirin; BM’yi sömürgecilikten arındırarak Küresel Çoğunluğu daha iyi temsil eden ve sömürgecilik, yeni-sömürgecilik, saldırganlık ve kitlesel suçlara derinlemesine bulaşmış rejimlerin baskı ve şantajına daha az açık hâle getirin.

3) Sömürgeciliğin yarattığı yıkım için (kölelik dâhil) tazminat hakkını beyan edin:

Uygulanabildiği durumlarda ulusal borçların kısmen silinmesini mümkün kılacak adil ve kapsamlı bir tazminat muhasebesi yapılmalı; geçmişteki ve mevcut sömürgeci güçler, Filistin’de ve Küresel Güney genelinde yeniden inşa ile gerçek ve egemen kalkınmanın bedelini ödemelidir.

Bu hedefler doğrultusunda, tüm BDS baskı biçimlerinin tırmandırılması ve mümkün olan en geniş kesişimsel koalisyonların kurulması çağrısında bulunuyoruz. İnsanlığı kurtarmak elbette yalnızca Filistinlilerin görevi değildir. Ancak Güney Afrikalı hukukçu John Dugard’ın ifade ettiği gibi, “Filistin insan hakları için turnusol kağıdı hâline gelmiştir.” Bu nedenle alarm veriyoruz: İsrail’i hesap vermeye zorlayarak ABD imparatorluğunu durdurun ve herkes için adalet ve barış yönünde harekete geçin; aksi hâlde insanlık topyekûn her şeyini kaybedecektir.

[Uluslararası BDS Hareketi’nin internet sitesinde 20 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan İngilizce orijinalinden Emir Doğan Yılmaz tarafından bdsturkiye.org için Türkçeye çevrilmiştir]